Yorumlar Hakkında

Merhabalar,

Öncelikle yazılarımı okuyup yorum yapan ziyaretçilere çok teşekkür ederim. Bana sorduğunuz, danıştığınız durumları işlerimin yoğunluğuna göre gecikerek ama tamamını cevaplıyorum. Lütfen sitemizi takip etmeye devam edin. Geciken cevaplardan ötürü beni mazur görün. Cevaplarınızın hızlı gelmesini istiyorsanız www.terapi.com adresinden bana sorularınızı yöneltebilirsiniz. Herkese açık sorularınızı ücretsiz, gizli kalsın istiyorsanız ücretli seçenekler mevcut. Teşekkür ederim. Yakında yeni yazılar ve çözümlerle sizlerleyim..

Uzman Psikolog Nur Aydoğan

Genel, Çocuk ve Ergen kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Çocuğunuzu Okulda Daha Başarılı Olmaya Motive Etmenin 10 Yolu

“Oğlum zeki bir çocuk, fakat okulda çok çalışkan değil. Şimdi öğretmeni derslerinin çoğundan kalma tehlikesi olduğunu söylüyor.”
“Kızım elinden geleni yapmak yerine yetecek kadar çalışıyor. Kendisiyle lisede yüksek notlar olmanın ne kadar önemli olduğunu konuştuğumda gözlerini döndürüyor ve bunu umursamadığını ve çok sıkıcı olduğunu söylüyor.”
Sürekli derslerinden geçemeyen ya da her yıl 100 almak yerine 50 ile gelen bir çocuğunuz mu var? Okulda daha başarılı olabileceğini, buna yeteneği olduğunun farkındasınız. Ve iyi bir üniversiteye ya da liseye girmesi için notlarının yüksek olması gerektiğini düşünmek sizi çıldırtmaya yetebilir. Onun geleceği için endişeleniyorsunuz, onun bu tembel hallerini motivasyon eksikliğine ve sorumsuzluğuna bağlıyor olabilirsiniz.
Gerçek şu ki, çocukların çoğu motivasyonludur, fakat bizim motivasyona sahip olmalarını umduğumuz şeylere değil. Mesela video oyunları, müzik, facebook ve yeni bir kıyafet alma konusunda oldukça motivasyonlulardır ve hiç tembellik etmezler. Ve net olan bir şey var ki, eğer çocuğunuzu motive etmek için ona baskı yaparsanız işler daha da sarpa saracaktır.
Şunu anlamalıyız ki, çocukların daha iyisini yapmanın kendileri için olan önemini sahiplenmeleri gerekir. Elbette diğer faktörler( zihinsel ya da fiziksel hastalık, öğrenme ve davranış problemleri, ailevi mevzular, madde bağımlılığı vs.) de motivasyonu engelleyen unsurlardan olabilir. Bu unsurları da yadsıyamayız.
Bazı insanlar için başarılı bir sonuç elde etmesi için tüm unsurlar aynı anda bir araya gelirler; motivasyon, beceri ve istek. Ama bu motivasyon ve başarı çoğumuz için zordur. Tıpkı bunun gibi, her çocuk öğretmeninden yardım talep etmeyip, her akşam dikkatini dağıtan unsurlardan sıyrılarak ödevlerini zamanında tamamlayamaz. Bunu yapan çocuklar “çok işlevsel” olanlardır, çünkü ön beyinleri daha gelişmiştir. Bu okul başarısında belirgin rol oynar. Ön beyin işlevselliği yüksek olanlarda duygu dengeleme, dikkat süresi, azim ve esneklik daha yüksektir. Pek çok çocuğun işlevselliği ise ergenlik dönemine kadar gelişemez. Peki çocuğunuzun okula ve derslere olan motivasyonunu artırmak için neler yapmalısınız?
1. Çocuklarınızla olumlu, saygılı ve açık bir ilişki içinde olun.
Çocuğunuzun takımında olun, ona karşı oynamayın. Bu size ebeveynlik aracı olarak onları etkilemek adına çok faydalı olacaktır. Cezalandırma, yargılama, müdahale etme ve aşağılama sizi hiçbir yere götürmeyecektir. İlişkinizi bozacak ve olan motivasyonlarını da yok edecektir.
Endişeniz, telaşınız ve korkunuz normal ve anlayışla karşılanabilir. Fakat çocuklarınıza bu hislerle reaksiyon vermek etkisiz olacaktır. Hatırlayın, sizin göreviniz onlara nasıl sorumluluk sahibi olacaklarını öğrenmelerinde yardım etmek. Eğer olumsuz olursanız çocuklarınız kendisiyle ilgili düşünmek yerine size karşı savunucu tavır takınacaktır.
2. “Bunu yaptıktan sonra” kuralını uygulayın.
Hayat kurallarından bir tanesi de işimizi yaptıktan sonra bunun ödülünü almaktır. Her gün atış egzersizi yaparsanız daha fazla basket atmaya başlarsınız. İşinizi yaptıktan sonra ücretinizi alırsınız. O yüzden “ders çalıştıktan sonra istediğin aktiviteyi yapabilirsin” kuralını devreye koyun. Eğer çocuğunuzun planlama becerisi yoksa önceliklerini hatırlatarak ona bunu yapmasını öğretmiş oluyorsunuz. Ön beyninin gelişmesine yardım ediyorsunuz.
3. Notlar düştüyse yapılandırma zamanı
Eğer çocuklarınız çalışmıyorsa ve notları düşüyorsa istese de istemese de onun kendi için yapamadığı yapılandırmayı siz yapıyorsunuz. Odadaki bilgisayarın ortak bir alana alınmasından başlayabilir, çalışma zamanının planlanmasını yapıp “ödev yapılana kadar bilgisayar oyunu ve tv yok” diyebilirsiniz. Çalışma saatinde dikkat dağıtıcı elektronikleri yasaklayabilirsiniz. Çalışma saati tüm ödevlerin bitmesini, kapsar ve bu sürede okuma, gözden geçirme ve düzeltmeyle meşgul olabilir. 1,5 saatini sessizlik zamanı olarak kural koyabilir ve bu sürede sadece ödev yapmasını isteyebilirsiniz. Bu bir ceza uygulaması değildir. Aksine okul derslerine odaklanabilmesi ve iyi bir ödev çıkarabilmesi için ona yaptığınız bir yardımdır. Bazı çocuklar müzik sinlerken daha iyi çalıştıklarını söylerler. Buna izin verilebilir ama sadece müziğe izin verip, diğer dikkat dağıtıcılara izin vermemeniz iyi olur.
4. Öğretmeniyle görüşün
Çocuğunuz yanınızdayken öğretmenleriyle görüşün.
5. Çalışma saatini destekleyin.
Ders çalışmaya başladığında çocuğunuzla birlikte oturun ve yoluna koyana kadar ona destek verin. Çalıştığı oda sessiz ve diğer kardeşlerinin olmadığı bir oda olmalı. Ona destek olurken ödevini onun için yapmayın, yaptığı işi kontrol edin ve ona sorular yönelterek onun kendisinin yapmasını sağlayın.
6. Parçalara bölün
Birlikte karar verin, onun yapacağı ödevi parçalara bölmek daha iyi olacaksa her gün bir parça çalışmasını planlayın. Ona beyaz bir yazı tahtası alabilir, bu tahtaya kendisinin notlar almasına teşvik edebilirsiniz.
7. Tatlı sert olun
Bir ebeveyn olarak elinizden geleni yapın, iyi ve yardımsever olun. Sert olun ama cezalandırıcı değil. Çocuğunuzla yaptığınız her bir olumsuz iletişim için on olumlu yaklaşım geliştirin. Onu üzmek ve endişelendirmek yerine cesaretlendirici ve destekleyici odak geliştirin. Onun notlarının sizin anne-babalığınızı yansıttığı yanılgısına düşmeyin. Bu düşünce sadece size zarar verir.
8. Motivasyon eksikliği mi yoksa kaygı mı?
Şuna dikkat etmelisiniz, çocuğunuzdaki motivasyon eksikliği mi, yoksa okul dersleriyle ilgili başarısız olma düşüncelerinden kaynaklanan kaygı mı? Çocuğunuz bunu size açıklayamaz çünkü bilinç düzeyinde değildir. Ama derslerden uzak duruşu kaygı düzeyinin yüksekliğinden kaynaklanabilir. Size düşen ise onun bu kaygısının yüksekliğinin farkında olup, baskı yapmadan ona eksik olduğu noktalarda destek olarak yardımcı olmak. Bu onu rahatlatacaktır.
9. Hayatın dengesini öğretin.
Her zaman büyük resmi aklınızda tutun. Onun düşük notlarıyla çılgına dönmek yerine, ona arkadaşlarına, oyuna ve derse nasıl vakit ayırması gerektiğini öğretin. Okulundaki etkinliklere katılmaya çalışın ve okul projelerine ilgi gösterin.
10. Her şeyi not olarak değerlendirmeyin
Çocuğunuzun geleceği için iyi bir okula gitmesi önemli ama onun gelişimi sadece gideceği okulla olmuyor. Duygusal ve sosyal gelişimi için destek olun.

Uzm. Psikolog Nur Aydoğan
Kaynak:
Pincus, Debbie. Empowering Parents Web Page,

http://www.empoweringparents.com/10-ways-to-motivate-your-child-to-do-better-in-school.php

fotoğraf kaynak: www.haberimyokdeme.com

Genel, Çocuk ve Ergen kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | 14 yorum

Daha İyi Bir Evlilik İçin Altı Altın Sır

Bazen sevdiğimiz insanlarla, çocuklarımızla ya da eşimizle niye çatışmalar içindeyiz diye düşünürüz. Şunu unutmamalıyız ki, hayat bir yolculuktur ve bu yolculuğun daha anlamlı ve keyifli hale getirmeye yardımcı olacak altı sırdan bahsedeceğim. Bu sırlar Evlilik Danışmanı David Frey’den alıntıdır.

SIR # 1 – İlk olan ilktir

Evlilikte eşimiz her zaman bir numaramız olmalıdır. O, önceliklidir. Eşimiz çocuklarımızdan da, işimizden de, hobilerimizden de, ev işlerinden de önce gelmelidir.

Tabi ki, bazen yoğun bir iş gününde ya da acil yapmamız gereken işlerimiz olduğunda ikinci planda kaldığı zamanlar olur. Ama bu durumlar bir kural haline gelmemeli, istisnai durumlar olarak kalmalıdır.

Şunu hatırlamalıyız, “hayır” dememiz gereken durumlarda “hayır” demek kötü değildir.  Öyle durumlar olur ki, o durumlarda “hayır” demeli ve eşimizi önceliğimize almalıyız.

SIR # 2 – Değişime İstekli Ol

Eğer bir yıldan fazla evliyseniz, sadece bir dakikanızı ayırın ve eşinizle en çok hangi konularda tartışıyorsanız ya da fikir çatışmaları yaşıyorsanız bunları düşünün ve yazın. Ve yapabiliyorsanız kategorilere ayırın bu yazdıklarınızı: aile, iş, harcamalar gibi.. 

 Eğer aynı konular tekrar tekrar bir problem olarak karşınıza çıkıyorsa bu sizi hayal kırıklığına uğratabilir ya da kapana kısılmış gibi hissettirebilir. Ama eğer ilişkiye değer veriyorsa, her iki tarafın da değişmeye istekli olması gerekir.

Görüşlerimizde, bakış açımızda katı olmaktan kaçınmak ilişkimizdeki bağlılığı artırır.

SIR # 3 – Güvenilir ol

Yaptığın şeyi karşındakinden bekle ve ona söyle, söylediğin şeyi ise yap. Söylenen şeyi yapmak, yapılmasını istemediğin şeyi yapmamak bağlılığı artıracaktır.

SIR # 4 – Bir Yabancı Gibi Davran

Yabancı biriyle ya da mesafeli olduğumuz biriyle tartışırken olabildiğince dikkatli ve kibar olmaya çalışırız. Eşimizle tartışırken de tıpkı bir yabancıyla tartışırmış gibi sözlerimizi ölçüp tartmalıyız. Karşımızdakinin eşimiz olması onunla tartışırken kaba ya da kırıcı olabileceğimiz anlamına gelmez.

SIR # 5 – Hislerine Güven

Her ne kadar bizden daha tecrübeli olanların nasihatlerine ihtiyaç duysak da, onları dinlemeli ancak kalbimizin sesine kulak verip, o sese göre davranmalıyız. Verilen nasihat ya da fikir çok iyi olabilir ancak bizim ilişkimize çok uygun olmayabilir.

Bazen sadece kendi yorumlarımız olayların başka açılardan nasıl göründüğünü görmemize yetmez. Böyle durumlarda güvendiklerimizin fikirleri ve yorumlarını dinlemeliyiz ama yapmadan önce kalbimizi, içimizdeki sesi dinlemeliyiz.

SIR # 6 – Çabalamak Gerek

Evlendiğimizde, evliliğimizin ne kadar “kolay” ve “muhteşem” olacağı hakkında gerçekçi olmayan beklentilerimiz vardır.

Ama hayatın gerçekleri, yol boyunca bir takım zorlukların olabileceğidir. Ama bu zorluklar ilişkimizi kuvvetlendirmek için olan fırsatlardır. Zaten dört dörtlük bir evlilik demek, hiç tartışma ve zorluğun olmadığı bir evlilik demek değildir. Tüm bu zorluklar ve çabalar, bizim gelişmemiz, değişmemiz ve birlikte daha iyi olmamız için fırsattır.

Çeviri: Uz. Psikolog Nur Aydoğan

Kaynak: www. marriageadvice.com

 

 

Genel, İlişkiler kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | 1 yorum

Sosyal Kaygı Bozukluğu

Sosyal kaygısı olan insanlar sosyal durumlarda huzursuz ve endişeli hissetmeye meyillidirler. Sosyal ortamlarda utandırıcı, küçük düşürücü davranışlarda bulunmak ya da orada bulunan insanların, kendisi hakkında kötü düşünecekleri bir davranış yapmak onları kaygılandırır. Böyle kişiler kendine odaklanmış ve sürekli sahnedeymiş hissi yaşayanlardır.

SOSYAL ORTAM NEDİR?

Sosyal ortam, kişinin kendisi dışında en az bir kişinin daha bulunduğu ortamlardır. Sosyal ortamlar ikiye ayrılır:

Performansla İlgili Olanlar                           Kişiler arası iletişimle ilgili olanlar
Bu durumlar, kişinin insanlar tarafından gözlemlendiğini hissettiği durumlardır.

  • Bir topluluğa konuşma yapmak
  • Derse ya da bir toplantıya katılmak, bu ortamda soru sormak ve cevaplamak
  • Başkalarının önünde yemek yemek
  • Umumi tuvaletleri kullanmak
  • Başkalarının önünde imza atmak ya da çek, form doldurmak
  • Toplulukta performans sergilemek
  • Herkesin önceden yerlerine oturmuş olduğu bir ortama girmek
Bu durumlar ikili iletişimin olduğu durumlardır. Diğerleriyle iletişimin kurulduğu ve yakın ilişkinin geliştirildiği durumlardır.

  • Yeni insanlarla tanışmak
  • İş arkadaşları ya da başka arkadaşlarla konuşmak
  • Birilerini bir şeyler yapmak için davet etmek
  • Sosyal ortamlara gitmek
  • Biriyle buluşmak/çıkmak
  • İddialı/kendine güvenen biri olmak
  • Fikirleri etkilemek
  • Telefonda konuşmak
  • İş arkadaşlarıyla bir proje üstüne çalışmak
  • Restoranda yemek siparişi vermek
  • Alınan şeyi iade etmek
  • İş mülakatına girmek

 

SOSYAL KAYGI NEYE BENZER?

Korkulan bir sosyal durumla yüz yüze geldiğinde, sosyal fobisi olan kişi şunları yaşar:

FİZİKSEL BELİRTİLER(Ne hissettiğin) NEGATİF DÜŞÜNCELER(Ne düşündüğün) KAÇINMA VE EMNİYET DAVRANIŞLARI(Ne yaptığın)
*Kalp atışlarında hızlanma, Mide/karın ağrısı, Titreme, mide bulantısı, Baş dönmesi, nefes darlığı, bulanık görme, sık sık idrara çıkma*Sosyal kaygısı olan insanlar kaygının bu belirtileriyle çok meşgul olurlar. *Aptalca bir şey söyleyeceğim.*Heyecanlanacağım ve herkes bunu fark edecek.*kimse benimle konuşmayacak.*sosyal kaygısı olan kişilerin başkalarıyla ilgili olumsuz düşünceleri olduğu gibi(benim tuhaf olduğumu düşünecekler), kendileriyle ilgili de olumsuz düşünceleri vardır: Söyleyecek bir şey bulamayacağım.sosyal ortamlarda, sosyal kaygısı olan kişilerin dikkatleri kendi performanslarına, hissettikleri kaygıya ve nasıl göründüklerine odaklanmıştır.   Kaçınma(parti ve toplantılara gitmemek), korkutucu sosyal durumlardan uzak durmak(toplantıdan erken ayrılmak gibi), koruyucu ve güvende hissettiren bir takım emniyet davranışları edinmek( alkol almak, sessiz durmak ve göz kontağından kaçınmak gibi)Sosyal kaygısı olan kişiler sosyal ortamlardan kaçınırlar, bazı sosyal durumlardan kaçarlar ya da güvende hissettirecek önlemler alırlar.(Aptalca bir şey söyleyebilirim, en iyisi konuşmamaya çalışmak) 

SOSYAL KAYGI NE ZAMAN BİR PROBLEM OLUR?

Bazı sosyal ortam ve durumlarda zaman zaman kaygılı hissetmek normaldir. Örneğin pek çok insan iş mülakatlarında ya da resmi bir konuşma yapacağı zaman kaygılıdır. Ama aniden ve çok sık sosyal kaygı hissetmek problem olabilir. Sosyal kaygı, kişide yoğun bir sıkıntı hissi oluşturur ve kişinin hayatını pek çok açıdan etkiler.

OKUL VE İŞ HAYATI:

İş mülakatlarında zorluk yaşama, çalışanlarla ve patronla iletişim problemleri, sınıfta ya da toplantılarda soru sormak ve soru cevaplamakta telaşlanmak, terfiyi reddetmek, bir takım işlerden ve kariyer basamaklarından uzak durmak, iş ve okulda düşük performans, iş ve okuldan keyif alamama.

İLİŞKİLER:

Romantik ilişkiler ya da normal arkadaşlıklar kurmada ve sürdürmede zorluk, diğerlerine kendini açmada sıkıntı yaşamak, fikir paylaşmada zorluk.

EĞLENCELİ AKTİVİTELER/HOBİLER

Yeni şeyler denemekten kaçınma, derse girmekten kaçınma, diğerleriyle iletişimin olduğu aktivitelerden kaçınma

GÜNLÜK HAYATTA:

Günlük işleri tamamlamada zorluk; markete gitmek, yemek için dışarı çıkmak, otobüse binmek ve adres sormak gibi.

SOSYAL KAYGI BOZUKLUĞUYLA İLGİLİ GERÇEKLER

*Herhangi bir yaşta başlayabilir, ama çoğu insan sosyal kaygı bozukluğunu ilk olarak çocuklukta ve ergenlikte deneyimler.

*Sosyal kaygı bozukluğu utanç verici ve küçük düşürücü bir olayın hemen ardından ya da zaman içinde yavaş yavaş gelişebilir.

*Sosyal kaygı yaşayan bireylerin ailesinde de sosyal kaygı yaşayan bireyler görülebilir.

*Kadınlarda ve erkeklerde eşit olarak görülür.

*Sosyal kaygı, düşük benlik saygısı, yetersiz beden imgesi, depresyon ve madde kullanımı gibi pek çok diğer probleme neden olabilir ve bu problemlerden doğabilir.

 Çeviri: Uz. Psikolog Nur AYDOĞAN

http://www.anxietybc.com/resources/social.php

Genel, Kaygı Bozuklukları kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | 9 yorum

Vurma, Isırma ve Tekmeleme: Çocukta Öfkeyi Durdurmanın Yolları2

Çocuğunuzun hangi durumlarda, kimlere niçin saldırganlık gösterdiğini bulup yazdıktan sonra sıra geldi müdahele etmeye.
Hemen Müdahele Etmek ve Durdurmak
Çocuğunuzun öfkelenmeye başladığı ilk anda onu hemen o ortamdan çıkarın. Bunu yaparken dikkatinizi çocuğunuza yönlendirip onun yanlış davranışını pekiştirmemeye dikkat edin. Çok fazla dikkatini yöneltmek problem üzerine konuşmayı denemeyi de içerir. Ve küçük çocuklar yaptıkları davranışın ne kadar yanlış olduğuyla ilgili uzun konuşmaları dinleyemezler. Dikkatimizi ve ilgimizi incinen çocuğa çevirerek, zarar veren çocuğa “ısırmıyoruz ya da ısırmak yok” gibi basit fakat sert bir cümle söylemek yeterlidir. İncinen çocuğu teselli edin ve öfkeli çocuğu görmezden gelin. Eğer çocuğunuz hala sakinleşmediyse sakin bir şekilde çocuğunuzu ortamdan uzaklaştırın. Eğer onu ortamdan uzaklaştırmak mümkün değilse siz, kurban durumundaki çocukla birlikte odayı terk edin. Çocuğun dışa vuran davranışlarından sonra onun yaşına uygun olan süre kadar(3 yaş-3dk. , 5 yaş-5dk) çocuğunuzdan uzaklaşmak, sakinleştikten sonra onunla ilgilenebileceğiniz mesajını verir. Bunu yaparak çocuğunuza, sakinleşmenin ve uygun davranmanın onun sorumluğu olduğunu öğretebilirsiniz.
Sesinizi alçaltın ve Yükseltmeyin
Ebeveynler olarak kendimizi kontrol etmeli ve kullandığımız kelimelere dikkat etmeliyiz, eğer çocuklarımızın da aynısını yapmasını istiyorsak. Bağırmak ve öfkeli davranmak kolaydır, ancak unutmayın ki, çocuğunuz iyi davranışların ve kendini, duygularını nasıl kontrol edeceğinin ipuçlarını sizin davranışlarınızda arıyor. Arkadaşlarına sürekli hırçın davranan bir çocuğa sahip olmak sizin açınızdan çok utandırıcı olurken, şunu da unutmayın ki, olumsuz davranışlara sahip olmasının bir nedeni de sosyal ortamlarda nasıl davranacağını öğrenmeye devam etmesiyle ilişkilidir. Bu yüzden kişiselleştirmeyin ya da aşırı tepki vermeyin.
Çok işe yarayan tekniklerden biri de ses tonunuzu değiştirmek ve sesinizi alçaltmaktır. Hemen sesinizi alçaltıp, bir taraftan incinen çocuğa ve kendi çocuğunuza dikkatinizi yönelttiğinizde çocuğunuza sakinleşmesi için yardım etmiş olursunuz. Eğer sakinleşmiyorsa, diğer çocukla ilgilenmeden önce sessizce, “Şimdi sakinleşmelisin. Ben Ahmet’in yanına gidiyorum, yanına geldiğimde ağlaman bitmiş olsun” diyebilirsiniz. İşe yarayıp, çocuğunuz sakinleşmiş olarak yanınıza gelince onu ödüllendirin ve “Kendi kendine sustuğun ve sakinleştiğin için aferin sana. Isırmıyoruz, Ahmet’i ısırdın ve canını acıttın. O şimdi üzgün” deyin. “Isırmak yok” diye tekrar edin ve aynı şey yine olduğunda sonucunda eve gideceğinizi söyleyin.
Çocuğunuzun Öfkesini Yatıştırması için Uygulamalar
Çocuğunuzun öfkesini tanımasına yardımcı olun: “Biliyorum, çok kızdın, ama vurmuyoruz. Vurmak yok!” 3-7 yaş çocuklarıyla öfkenin önemli bir duygumuz olduğundan bahsedebilirsiniz. Çocuğunuzla öfkeyi yatıştırma uygulamaları yapabilirsiniz. Ona kendi öfkenizle nasıl baş ettiğinizden bahsedebilirsiniz: “Bazen ben de sinirleniyorum. Peki o zaman ne yapıyorum, “çok sinirlendim” diyorum ve odadan çıkıp, başka bir odaya gidiyorum.” Çocuğunuza sakinleşinceye dek 10’a kadar saymayı, nasıl derin nefes alacağını ve “şu an gerçekten çok çok çok sinirliyim” gibi cümleler kurarak öfkesini sözelleştirmeyi öğretebilirsiniz. Tüm bu metotlar öfke gibi önemli bir duyguyu tanımasına ve kontrol edebilmesine yardımcı olacaktır.
Çocuğunuzla potansiyel olarak zor bir sosyal ortama girmeden önce öfkesini kontrol etmezse ne gibi sonuçlar olacağını gözden geçirebilirsiniz. “öfkeni kontrol edeceğini biliyorum. Fakat kontrol edemezsen parkı terk etmek zorunda kalacağız ve gelecek haftaya kadar gelmeyeceğiz. Anladın mı?” Söylediklerinizi uygulayın. Ve unutmayın ki, her çocuğa uygun davranışlar ve duygu kontrolü öğretilebilir. Uygun davranış için örnek sizsiniz, ve çocuğunuz sizi izliyor.

Uzm. Psikolog Nur Aydoğan
Kaynak: MUNSON, J. S. Empoweringparents

Çocuk ve Ergen kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | 256 yorum

Vurma, Isırma ve Tekmeleme: Çocukta Öfkeyi Durdurmanın Yolları1

“Kayra’nın oyun alanına gitmesi yasak artık.” Sinem, bunu 5 yaşındaki oğlu için söylüyordu. “En son gittiğimizde oynamak istediği kamyonla oynayan bir çocuğu ısırdı ve bundan az önce de bir kızın yüzüne vurdu. Ona hayır demeyi denedim fakat kesinlikle dinlemiyor. Onun davranışlarından dolayı özür diliyorum. Çocuğumun saldırgan davranışlarını kontrol edemediğim için kendimi dünyanın en kötü annesiymişim gibi hissediyorum.”
“Çocuğunuzun saldırgan davranışlarına, onu azarlayarak ya da öfkeyle karşılık vermek kolaydır. Fakat unutmayın ki, çocuğunuz, dürtülerini nasıl kontrol edeceğinin ve nasıl iyi davranışlar edineceğinin ipuçlarını sizin davranışlarınızda arar.”
Çocuğunuzun istediği şeyi elde etmek için ısırması, vurması endişelendirici olduğu kadar utandırıcıdır da. Bu yaştaki çocukların bu tarz davranışlar sergilemesi çok yaygın değildir. Ve saldırgan davranış artık sıkça olmaya başladıysa ve istemediği şeylere tepkisini böyle göstermeye başladıysa davranış değiştirme yardımı almanın zamanı gelmiş demektir.
İlk adım, çocuğunuzun saldırgan davranışlarının altında yatan sebepleri bulmaktır. Ne olduğunu, nelerin sebep olduğunu anladıkça, çocuğunuza olaylara saldırgan olmayan çözümler üretmesinde yardımcı olmaya başlayacaksınız.
Genellikle 18 ay ve 2 yaş arası çocuklar, annelerine ihtiyaçlarını tam olarak ifade edemezler. Olumsuz davranışlar isteklerini anlatmanın bir yoludur onlar için. 3 ve 6 yaş arasındaki çocukların olumsuz davranışları ise zor bir duruma maruz kalan çocuğun uygun olan ve saldırgan olmayan iletişim yöntemlerini öğrenmemesinin bir sonucu olabilir. Saldırgan davranışın sebepleri şunlar olabilir:
- Kendini savunma
- Stres verici bir durumda olma
- Rutinin bozulması
- Aşırı düş kırıklığı ya da öfke
- Yetersiz dil gelişimi
- Aşırı uyaran
- Yorgunluk
- Yetişkin denetimi yoksunluğu
- Etrafındaki öfkeli ve saldırgan davranışları taklit etme
Başlangıç olarak başta sayılanların çocuğun saldırganlaşmasında etken olup olmadığını gözlemleyiniz. Saldırgan davranışın sebebini bulmak, davranışın bir daha tekrarlanmasını önleyecektir. Kendinize şu soruları sormak yardımcı olacaktır:
Çocuğum kimlere vuruyor, kimleri tekmeliyor ve ısırıyor? Çocuğum bunu özellikle sadece bir arkadaşına mı yapıyor? Sadece bana mı yapıyor? Kim olursa olsun saldırgan mı? Saldırgan davranışları özellikle sadece bir arkadaşına yöneliyorsa, bunun sebebini araştır, neden böyle oluyor? Saldırganlık bir oyun tarzı mı, arkadaşıyla huyları mı uymuyor, anlaşamıyorlar mı yoksa oyundan önce kurallar iyi belirlenmediği için mi böyle oluyor?
Aynı zamanda, çocuğumun saldırganca davranmasına kim sebep oluyor gibi görünüyor? Heyecanlanınca mı, öfkelenince mi yoksa engellenince mi saldırgan davranıyor? Başka nedenlerden oluyorsa not ediniz. Oyuncakları söz konusu olunca mı saldırgan, paylaşamıyor mu? Yoksa aşırı uyaranın olduğu ortamlarda mı böyle oluyor? Durumları dikkatlice izlerseniz, gözlemlerseniz, sebebini anlayacaksınızdır.
Son olarak, öfkesini ve saldırganlığını nasıl dışa vuruyor? Öfkeli sözlerle mi, öfkeli davranışlarla mı? İlk olarak sözel saldırganlık gösterip, daha sonra fiziksel olarak mı saldırıyor? Yoksa önce vuruyor mu?
Bu sorulara cevap vererek çocuğunuzun ileriye dönük saldırgan davranışlarını da sınırlandırmış olacaksınız. Bir sonraki yazıda çocuğunuzun saldırgan davranışlarına alternatif çözümler üretmekten ve davranışları için sonuçlar belirlemekten bahsedeceğiz.

Uzm. Psikolog Nur Aydoğan

Translated from;
Dr. Munson, J. S. “Hitting, Biting and Kicking: How to Stop Aggressive Behavior in Young Children”, empowering parents blog spot.

http://www.empoweringparents.com/How-to-Stop-Aggressive-Behavior-in-Young-Children.php

Çocuk ve Ergen kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 183 yorum

Kardeş Kavgalarını(Savaşlarını) ve Kardeş Rekabetini Önlemenin 4 Yolu

Birden fazla çocuğu olanlar için kardeş rekabeti son derece normaldir. Ama bir çocuk diğer çocuğa zorbalık, kabadayılık yapmaya başlamışsa bu bir probleme dönüşebilir. Bu göründüğünden daha da karmaşık bir konudur. Görünüşte birbiriyle sürekli atışan, savaşan ve anlaşamayan iki çocuğunuz vardır. Bunun pek çok sebebi olabilir, ama bu rekabetin merkezinde olan ise şu ki, biri diğerinin kurbanı ve diğerinden daha az baskın, güçlü vb. ise bu çocuk genellikle baskın ağabey ya da ablasına göre kendisinin daha az sevildiğini düşünür.

      Kardeş rekabeti pek çok aile için zor ve acı veren bir konudur ama bir parantez açmak gerekirse: rekabet ve kıskançlık hayatın normal bir parçasıdır. Sizin sorumluluğunuz ise çocuklarınıza bu duygularla sağlıklı bir şekilde başa çıkmalarını ve bu duyguları dengelemeyi öğretmeniz. Duygu kontrolünü çocuklukta öğrenmeyenler bunu yetişkinlik hayatına da taşımaktadırlar. Kardeş kıskançlığına eşlik eden adaletsizlik, dürüst olmamak ve kurban etme, kurban olma duyguları ileriye doğru daha da baltalayıcı, engelleyici bir hale gelebilmektedir. Birkaç basit yöntemi çocuklarınızla çalışabilir, kardeş rekabetini yönetmeyi başarabilir ve bugün evinize huzuru taşıyabilirsiniz.

Zorba Kardeş

Sakın sizi şaşırtmasın, zorbalık yapmak normal bir kardeş rekabetinin parçasıdır. Her günkü kardeş kavgalarıyla başa çıkabilmek için teknikleri vermeden önce “zorbalık, kabadayılık” olarak tabir ettiğim davranışı yapan çocuklarla ilgili birkaç noktaya değinmek istiyorum. Genellikle daha büyük ve güçlü olan çocuk kabadayı rolündedir ve diğer kardeşine sürekli eziyet eder. Ezilen çocuk bir şekilde kızgınlığı bir şeylerden çıkarmalı ve bunu büyük kardeşe yansıtmalıdır. Genellikle alay edilen küçük çocuk doğrudan büyük kardeşin karşısında duramaz ve hırsını ve öcünü almanın dolaylı yolu olarak içinden bir şeyler söyler ya da ona isimler takar.

Eğer çocuklarınızdan biri diğerlerine zorbalık ediyor ve kendi patron gibi diğerlerini kontrol ediyor ve kullanıyorsa bunun altında ciddi kendine güvensizlik ve düşünce hataları yatmaktadır. Kendini iyi hissetmek için diğerlerine kırıcı davranıyor olabilir. Böyle durumlarda bir tartışma olduğunda bundan tüm çocuklarınızı sorumlu tutmalısınız. Fakat zorbalık yapan da herhangi bir öfkeli davranış ya da atışmadan sorumlu tutulmalı. Olayla ilgili her çocuğa davranışlarından dolayı bir karşılık(sonuç) verin (odaları ayrıysa odaya göndermek, 2 saat bilgisayar yasağı, fazladan 10 sayfa kitap okumak ya da kavga etmek yerine bu olayı nasıl çözmek için 10 çözüm yazmak gibi). “Hiç birimizin eziyet etmeye hakkı yok! , birbirinizi incitmenize izin vermiyorum! , Kızabilirsin ama bu vurabilirsin ya da küfredebilirsin demek değildir!” gibi şeyler söylemelisiniz. Kuralların öfkeli olsa bile uygulanacağını bilmeli. Kabadayılık eden çocuk herkesi test etmektedir. Çünkü gücünü herkes üzerinde göstermeyi ister. Fakat ebeveyn olarak bu düşünceleri düzeltmelisiniz ve davranışlarının sonucundan sevdiği şeylerden makul oranda mahrum bırakmanızı öneriyorum.  

Kardeş Rekabetini Yönetmenin 4 Yolu

Çocukların her ikisini de davranışlarından sorumlu tutun. Pek çok kardeş kavgasında genellikle her iki çocuk da davranıştan sorumludur. Çocuklardan biri diğeriyle alay etmeye başlar ya da ona bir isim takar ve alay etme ve isim takma voleybolu başlar. Zamanla bu olayları kimin başlattığını anlarsınız ama size tavsiyem her ikisini de sorumlu tutmanız. Şuna benzer bir kural koyun, eğer kavga ederseniz, herkes yatağına yarım saat önce yatacak. Kimin hatası olduğu ya da kimin başlattığı önemli değil. Şöyle söyleyebilirsiniz, “Çocuklar kuralları biliyorsunuz, atışmak yok. Bunun hakkında konuşana kadar 15 dakikalığına odalarınıza gidin.”

Bir “Atışma masası” kurun. Eğer evinizde istisnasız her akşam atışmalar, dövüşler oluyorsa, her akşam bir saat belirleyin, mesela altı buçuk, her akşam o saatte o masaya karşılıklı oturup atışabilsinler. Oturdukları zaman konuşacak bir şey bulamayacaklar, bulsalar bile çok sürmeyecek. Konuşacak, atışacak bir şey bulamasalar bile yarım saat masada kalmalarını sağlayın. Ve gün boyu atışmazlarsa, akşam bu masada oturmak zorunda kalmayacaklarını söyleyin. Harika bir yöntemdir bu.

Çocuklarınızın kavgalarında hakemlik yapmayı bırakın. Çocuklarınızın kavga ederken kavgayı nasıl durdurursunuz? Bu zorbalık, kabadayılık olayı değil, o yüzden hakemlik yapmayın. Kimin doğru, kimin yanlış olduğunu yargılamayın. Bunun yerine şöyle diyebilirsiniz “evde kavga, dövüş etmek yok, ve bu da davranışınızın sonucu. Birbirinizle geçinmeyi öğrenmek zorundasınız. Eğer bunu yapmaya istekli değilseniz, davranışlarınızın sonucu ikiniz için de aynı olacak.” Çocuğunuz için önemli olan bilgisayar, cep telefonu, atari vs. yoksun bırakabilirsiniz makul ölçülerde.

Her zaman ebeveynlere çocuklar için serbest etkinlik saati yapmalarını tavsiye ederim. Bu saat, ödevler tamamlandıktan sonra olmalı ve çocuk oyun oynama, bilgisayar, telefonda konuşma gibi sevdiği etkinlikleri yapmalı. Ve bu zamandan kaybetmek onların hoşuna gitmeyen bir durum olacaktır. Kavga ettiklerinde bu zamandan 15 dk. gittiğini söylediğinizde yanlış davranışları için iyi bir sonuç olacaktır.

Kıskançlığın Fitilini Sökün. Çocuklarınızdan biri diğerini kıskandığında size tavsiyem kıskançlığını azaltacak bir oyun oynayın. Nasıl mı? Olayı büyütmeyin. “Bilirsin, bu çok doğal, bazen hepimiz kıskançlık hissedebiliriz. Ahmet çok iyi bir maç oynamış olabilir fakat seni matematik ödevini yaparken gördüm. Tüm gece uğraştın ve çok zordu ödevin.” Her zaman çocuğunuzun iyi özelliklerini ona hatırlatın, ona gösterin.

Bazen kıskanan çocuğa daha çok ilgi gösterirler. Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum. Çünkü ilgi göstererek onun yıkıcı duygularını ödüllendirmiş oluyoruz.  Bunun yerine her iki çocuğunuzu da eşit ödüllendirin. Onlara sık sık güzel davranışları için küçük iltifatlar edin, onları onaylayın. Böylece çocuk onaylanmış ve ihtiyaçları karşılanmış hissedecektir.

Çocuklarınıza ailede desteğin, yardımlaşmanın önemini vurgulayın “Biz bir aileyiz, yardımlaşmalıyız, birbirimizi korumalıyız” gibi. Birlikte aktiviteler yapın.

Kıskançlık çok normal ve doğal bir duygudur. Önemli olan incitici noktaya vardığı zaman çocuğunuza bu duygularını dengelemeyi ve dengeli bir şekilde yaşamasını öğretmektir. Çocuğunuzun olumlu davranışlarını görün, onaylayın ve ödüllendirin. Onlara sevginizi ve ilginizi verin. Sınırlar koyun, her çocuğun sınıra ihtiyacı vardır. Davranışlarının karşılığının ne olduğunu bilsin. Tabi ki hepsi makul ölçülerde olmalı ve çocuğun haklarını istismar etmeden yapılmalı.

Uzm. Psk. Nur Aydoğan

*Lehman, J. “Simbling Rivealry”, Empoweringparents

Çocuk ve Ergen kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | 41 yorum

Ergenlikte Normallik ve Normal Dışılık

Ergenlik, gelişim, yükselme ve ilerlemenin olduğu bir gelişim evresidir. Bir dönüşüm ve değişim dönemidir. Madem bir değişim ve dönüşüm evresidir, peki uyumsuz ve aykırı davranışların da gelişimin sağlıklı bir parçası olup olmadığını nasıl anlarız? İşte gelişim dönemleri ve bunların özelliklerini bilmek, gelişime aykırı olan ve ya olması gerektiği halde sergilenmeyen davranışları ayırt edebilmemizde önemlidir. Çünkü gelişim dönemlerinde olması gereken tipik ve normal davranışlar anlatılır. Eğer bu tipik, normal gidişatta problemler oluyorsa altında bir işlevsizlik, problem yatıyor diyebiliriz. Bu problem ya da işlevde bozulmalar kişisel alanda, aile, iş ve romantik ilişkilerde, çevre ve ortamla ilgili ya da sosyal ortamla ilişkili olabilir.

Bazen kuralları çiğneyen davranışlar görülebilir ama buna işlevselliği bozan davranış diyemeyiz. Ve neyin doğru olduğu ailenin bakış açısına, yerleşmiş geleneklere, resmi konuma, kültürel tanımlamalara ve ergenin bakış açısına göre şekillenir. Bunu bir örnekle açıklayalım. Davranış, bakkaldan küçük bir şey çalmak olsun. Bu, yasalara göre hırsızlıktır. Fakat eğer bu sadece bir kere olmuş bir davranışsa, yukarıda saydığımız sosyal yapılarda “suç işleme” olarak tanımlanmayacaktır. Başka bir yerde ise bu bir kerelik davranış gencin damgalanması ve lekelenmesiyle sonuçlanacaktır. Bir başka yerde ise gencin sınırları zorlaması, büyüme çabaları, doğru ve yanlışı öğrenmeye çalışması olarak yorumlanacaktır. Fakat, intihar girişimi ya da intihar, etrafa ve kendine zarar veren nitelikte bir öfke ise toplum tarafından kolayca uyumsuz bir davranış olarak tanımlanabilir.

Psikolojik bakış açısına göre, kimlik gelişiminde daha olgun bir seviyeye doğru ilerleme gibi psikolojik bir olgunlaşma, ruhsal bir iyilik hali, stres yönetimi ve yüksek bir ego gücüyle ilişkilidir.

Uyumsuz ve işlevselliği olmayan davranışlar ise, okullar, aileler ve toplum, bireyin kişiselliği ve diğerleriyle arasında bir denge kurmasını sağlayamadığı zaman dağınık kimlik durumlarından doğar.

Uzm. Psk. Nur AYDOGAN

*

Source: G. T. GULLOTTA, G. R. ADAMS (2005). “Handbook of Adolescent Behavioral Problems”, Springer Press, United States of America

Çocuk ve Ergen kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | 1 yorum

Nasıl Duygusal Açıdan Mutlu ve Sağlıklı Çocuklar Yetiştiririm?

Biz sevgi dolu ebeveynler olarak, kendini bilen, etrafındaki insanlarla iyi ilişkiler geliştiren ve başarılı bir hayat sürdüren mutlu çocuklar yetiştirmek istiyoruz.
Çocuklarımıza her şeyin en iyisini vermek istiyoruz, fakat tüm bildiklerimiz kendi yetiştiriliş stilimizken bunu nasıl yapabiliriz? Kendi bildiklerimizin ötesine nasıl geçebiliriz ve çocuklarımızla nasıl daha yakın ilişkiler kurabiliriz? Mümkün olan en iyi başlangıcı nasıl yapabiliriz?
1.Kendini tanı: Öncelikle kendini tanımalısın. Çocukluğundan beri nasıl yetiştirildin? Çocuğunun hayatının senden hangi konularda farklı olmasını istiyorsun? Peki bu farklılıkların olması için kendinde değiştirmen gereken neler var?
Öncelikle şunu bilmeliyiz; farkında olmadığımız şeyi değiştiremeyiz ve eğer kendi hayatımızdaki, yetiştirilişimizdeki bir takım değerleri incelemek ve bunların farkına varabilmek için kendimize vakit ayırmazsak pek çok alanda çocuğumuzu bilinçsizce yani tıpkı kendi yetiştirilişimiz gibi yetiştiririz. Ve tahmin ettiğiniz gibi bu da mutlu ve sağlıklı çocuklar yetiştirmek için yeterli değil.
2.Çocuğunu Tanı: Pek çok anne- babanın en çok istediği şeylerden biri çocuğunu gerçekten tanımak, onun özel hayatını bilmek ve ailesi yokken nasıl bir birey olduğunu görmektir. Çocuğum nasıl biri ve nasıl biri olmaya doğru ilerliyor, bunun farkında olmak çok önemli. Çocuğumuzla bir takım şeyleri paylaşmak çok önemli. Bir takım şeyler diyorum çünkü her şeyi öğrenmeye çalışmak onun özel hayatına saygı duymamak demektir. Aynı zamanda bizimle paylaşma hissini azaltabilir.
Çocuğumuzu her yönden tanımaya çalışmalıyız. Hislerinin, olaylar karşısındaki tepkilerinin, duygularının farkında olmalıyız. Bunun için çocuğumuzla vakit geçirmek önem taşıyor. Çocuğunuz sizinle paylaşmaya başladıkça ona güveniniz artacak. Çünkü karşılıklı iletişimde sizin de ona söyleyecek gerekli geribildirimleriniz olacak. Yargılamadan, azarlamadan. Sizinle paylaştığı şeylere şaşıracaksınız bazen çünkü bir çoğu biz gençken kendi ailemizle paylaşamadığımız şeyler.
3.Değerlerini Bil: Kendi değerlerinin farkına var ve değerlerine göre davran. Eğer değerlerinin farkında olursan, hayatta seçim yapmak daha da kolaylaşır. Değerler bize anne ve babamızdan ve onların anne ve babasından vs. mirastır. Biz de o mirası çocuklarımıza bırakacağız. Değerlerden bağımsız bir hayat düşünülemez. Fakat değerlerimizi yapılandırmak da önemli. Bazı değerler; dürüstlük, vefa gibi vazgeçilmezdir ama bazılarıysa eski usul, zarar vericidir; cezalandırma, suçlama gibi. Bunların farkına varıp yapıcı olanları hayatımızda sürdürmeliyiz.
Uzm. Psk. Nur Aydoğan

Genel kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | 1 yorum

Bırakın Çocuklar Yapsın!

Bildiğiniz gibi öğrenilmiş çaresizlik diye bir şey var. Enstitülerde yıllarını harcamış insanlara olur, onlar şunu öğrenirler, eğer bir şeyi kendileri yapmıyorlarsa, muhakkak birileri o işi, onlar için yapar. Eğer odalarını temizlemiyorlarsa, bir hizmetli gelecek ve temizleyecektir. Bir şeyi kendileri temizlemiyorlarsa, ardından kullanacak kişi yıkayıp, temizleyecektir, birileri kıyafetlerini yıkayıp, birileri katlayacaktır. Her neyi yapmayı reddederlerse, birileri gelip yapacaktır. Bu tıpkı ailelerdeki şu olaya benzer; çocuğa yapması gereken bir iş söylenir, çocuğun yapmaya niyeti vardır ama o yapmayınca birileri gelip o işi yapmıştır. Ve bir takım düşünceler geliştirmeye başlar. “Eğer çaresiz gibi davranırsam, onlar benim yerime yapar. Eğer uzun bir süre ödevimi yapamıyormuş gibi yaparsam, bana yaptırmazlar. Eğer uzunca bir süre projemi bırakırsam, onlar benim yerime yaparlar.” Bilirsiniz, “eğer uzunca bir süre odamı temizlemezsem, annem yerime temizleyecektir.” Bu tarz çocukların oyunları, sizin yapmanızı beklemektir. Yapmayın! Bırakın kendileri yapsın ve ödüllendirmeyi ya da kendisine tanıdığınız bazı özgürlükleri bir müddet geri alma metodunu kullanın. Fakat kendisine yaptırın. Bu onun için yapacağınız en iyi şey olacak. Eğer bunu yapmayı öğrenemezse, bu ödevlerinde de, sporda da, işte de olacak. İş hayatında da bu tarz insanları görürsünüz. Son olarak, çocuğunuzun yerine yaptığınız işlerle, çocuğunuza yolladığınız mesaj şu: “ Senin yapabileceğine inanmıyorum.” Çocuğunuza söylediğiniz şey “senin için ben yaparım.” Fakat çocuğa giden gizli mesaj “yapamayabilirsin.” Ve bu mesajı, kendine güveni olan ve başarılı bir çocuk yetiştirmek isteyen bir ebeveyn göndermek istemeyecektir şüphesiz. Bu yüzden, diğer çocukların yaptığı şeyleri, kendi çocuğunuzdan da yapmasını isteyin ve yaptığında, çocuğa o işi yapabildiğini kendisine söyleyin.
Uzm. Psk. Nur AYDOĞAN
*Yararlanılan kaynak: James Lehman, empowering parents; one minute transformation.

Çocuk ve Ergen kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | 1 yorum